pressroom

İstikamet Sicilya
23 July 2016

İstikamet Sicilya

Türkiye’ye gelmeden bir kaç hafta önce Sicilya’daki en önemli turizm şirketlerin biri olan Absolute Sicilia’nın Genel Müdürü arkadaşım Dario Ferrante ile bir sabah kahve için buluşuyoruz. İtalya’daki ekonomik kriz İtalya’nın daha yoksul bölgesi olan güneyinde daha çok hissediliyor elbette. Bu da göç demek. Tarihte bir çok kez olduğu gibi Sicilya’lı gençler ekmek parasını başka ülkelerde ya da İtalya’nın kuzeyinde aramak zorunda kalıyorlar.

Dario ile son bir kaç senedir turizmin canlanmasının ada ekonomisini nasıl etkilediği üzerine konuşuyoruz. Dario benim kadar umutsuz değil. Turizmdeki uyanış sayesinde Sicilya’nın artık gençlerini kaybetmeyeceği konusunda umutlu. Açıkçası ben de son yıllardaki turist artışına şahidim. Bugüne dek kültür beşiği olan, denizleri Karaipleri aratmayan, yemeklerinin tadına doyulmayan, sizi sorgusuz sualsiz bağrına basan sıcakkanlı insanları olan bu adada turizmin önemli bir gelir kaynağı olmaması beni hep şaşırtmıştı.

Dario, “Evet haklısın, sadece turizm ekonomik olarak adayı kalkındırabilir, kalkındıracak da; fakat bu kalkınma sırasında daha çok turist ağırlamak için devasa, doğa ve adanın mimari yapısı ile uyumlu olmayan oteller yaparsak, bize ait güzellikleri yok ederecek bir kalkınma planı yapılırsa bir süre için kalkınma gibi görünen bir ilüzyon yaşarız sadece ve bu sonumuzun başlangıcı olur.’ diyor.

Oysa onların amacı bu kültürü tanıtmak değil yaşatmak. Sicilya’da tecrübe edilecek en güzel şeylerden ikisi yemek ve şarap elbette. Özel jetlerle gelen misafirlerini bile öyle Michelin restoranlarda falan ağırlamıyorlar. Küçük aile restoranlarına götürmekle kalmayıp, restoran sahibi ile birlikte önce pazara alışverişe gidiyorlar.

İyi yemek için, iyi malzeme gerek. Bunun için de seçmeyi bilmek gerek. Trilyonlar kazanan şirket sahipleri bile mutfak önlüklerini giyip yemeğin nasıl yapıldığını izliyor, hatta yardım ediyorlar. Ardından da unutmayacakları Sicilya yemeklerini Sicilya şarabı eşliğinde gün batımında denize bakarak tadıyorlar. Böylece damaklarının belleğine bu tatlar kazınıyor. ‘Sicilya’da güzel bir yemek yedim ama adını hatırlamıyorum‘ demiyorlar. Başından sonuna dek yedikleri yemek bir serüvenine dönüşüyor.

Seçtikleri oteller her şehrin mimarisini tamemen yansıtan mimaride oteller olmalı. Noto’ya gidiyorsanız barok mimari, Palermo’ya gidiyorsanız Norman- Arap mimarisi olmalı. Sicilya’ya gelen bir turist ne arar ? Tabii “Baba” filminde izledikleri sahnelerin dışında. Bu “Baba” filmi, kendini Sicilya’lı hisseden benim için de oldukça can sıkıcı hale gelmeye başladı doğrusu. Çünkü Sicilya, “Baba” filminin film seti değil. Buraya geldiğinizde çok merak ettiğiniz mafya adamları Roberto De Niro değiller. Ayrıca Mafya yüzünden evlatlarını, eşlerini kabetmiş; Anni Piombo (kurşunlu yılar) denilen seksenli yıllarda her gün sokaklardan cesetler toplamış bu halk için mafya sizin zannettiğiniz gibi turistik bir atraksiyon değil.

Sicilya’ya gelmek isteyen turistin amacı şu olmalı, Antik Yunan Tiyatroları’nda hala sahnelenen Yunan Tragedyaları’nı izlemek, Mavi Turkuaz denizinde serinlemek. Barok ‘un kalbi Noto’nun, Ragusa’nın, Scicli’nin daracık sokaklarında dolaşıp,granite içmek, Etna üzerindeki şaraphanelere gidip enfes Sicilya şarapları tatmak, Palermo’da Monreale’ Katedrali’ nin tavanındaki mozaikleri boynunuz tutulana dek izlemek, Cefalu’da balık yemek, küçücük Sicilya kasaba meydanlarında yapılan film festivallerini, meydanda açık hava sinemasında izlemek, pazarlarda pazarcılarla pazarlık etmek, Palermo’daki Avrupa’nın üçüncü büyük opera salonu olan muhteşem Tiyatro Massimo‘da opera izlemek, aksam yemeğine saat 8.00’de oturup gece 12.00’de kalkmak, sıcacık ekmeğin üzerine mis gibi zeytinyağı, tuz döküp yemek olsun.

Sicilya’ya gelin beklediğinizden başka bir şey bulacaksınız, ama emin olun bulacağınız şey daha güzeli olacak.